Özgüven Eksikliği Nasıl Giderilir?

Özgüven Eksikliği Nasıl Giderilir?

13247757_1708513579415662_8749842116398533758_o

Dünkü Yazının Devamı: Özgüven Eksikliği Nasıl Giderilir?

Sevgili Dostlar, bildiğiniz gibi dün Özgüven Nedir? Ne İşe Yarar? başlıklı bir yazı yazmıştım. Uzun bir yazı olmasına rağmen gerçekten çok ilgi gördü, birçok teşekkür mesajı aldım. Öncelikle ilginize çok teşekkürler, çünkü sizin de bildiğiniz gibi günümüzde artık insanlar daha doğrusu Sosyal Medya kullanıcıları yoğun bir gönderi ve paylaşımbombardımanı altında. Her gün Sosyal Medyaya girdiğimizde art arda yüzlerce, binlerce gönderiyle, paylaşımla karşı karşıya kalıyoruz. Çok fazla arz var.

Hal böyle olunca da insanların okuma süreleri kısalıyor, insanlar haklı olarak vakitlerini gerçekten değerli gördükleri şeylere harcamak istiyorlar.

Koca koca yazarların hatta Türkiye’nin en tanınmış insanlarının bile artık okuyucularına 5-10 satırdan fazlasını okutamadığı böyle bir zamanda benim uzun yazılarımı okumanız ve beğenmeniz, yorumlarda bulunmanız benim için gerçekten çok değerli ve gurur verici. Hepinize sonsuz teşekkürler 🙂

Dünkü yazımın sonunda da söz verdiğim gibi bu önemli konuyu elbette sadece Özgüven Nedir, Ne işe Yarar seviyesinde bırakmayacağım. Bugün de aynı konunun devamı olarak “Eğer bir ya da birden fazla konuda Özgüven Eksikliğimiz varsa bunu nasıl aşabileceğimizi” ele alacağım.

Yazımız bugün yine uzun ama içeriğinde birçok analizler ve Özgüven Eksikliğine karşı etkili teknikler var.

Bu yüzden eğer Özgüveninizi geliştirmek istiyorsanız ve bu konuda gerçekten işe yarar teknikler ve yeni bakış açıları edinmek istiyorsanız size tavsiyem çayınızı, kahvenizi alıp bilgisayarınızın ya da telefonunuzun başına geçmeniz yönündedir.

Keyifli okumalar, dilerim buradaki teknikler ve bilgiler mümkün olduğunca çok insana ulaşır ve okuyan birçok insana bir nebze de olsa faydası dokunur 🙂

Bölüm 2: Özgüven Nasıl Yükseltilir?

Özgüven Eksikliği bir işi veya eylemi yapabilmeye karşı hissedilen yetersizlik duygusu veya kendi fiziksel, ruhsal veya zihinsel özelliklerini yetersiz görme halidir.

En temelde 2 tip özgüven eksikliği vardır:

1- Bir iş veya eyleme karşı duyulan Özgüven Eksikliği:
Ben iş hayatını beceremem, ben insanlarla iyi iletişim kuramam, ben derdimi anlatamam, ben topluluk önünde konuşamam, ben yabancı dil öğrenemem, ben ilişkilerde başarılı olamam, ben şunu yapamam, ben bunu yapamam, vs vs…
(“Ben yapamam” tipi özgüven eksikliği)

2- Kendi niteliklerini eksik görme tipi Özgüven Eksikliği:
Ben güzel değilim, ben cesur değilim, ben zeki değilim, ben becerikli değilim, vs vs…
(Ben yeterince “…….……” değilim tipi özgüven eksikliği)

Peki, insan neden bir şeyi yapabileceğine, başarabileceğine inanmaz? Ya da neden bir konuda yetersiz olduğunu düşünür?
Bunun birçok sebebi olabilir ama en yaygın sebepler geçmişteki başarısızlıklar, çevresinden aldığı eleştiriler ve kendisini çevresindeki diğer insanlarla kıyaslamasıdır. Fakat bu yorumlar maalesef çoğu zaman adil şartlarda yapılmaz veya sonuç için genelde çok erken karar verilir.

Bir konuda haksız yere özgüven eksikliği duymamızın iki temel sebebi vardır.

1- İnsan beyninin insanı mutsuzluktan korumaya programlı olması.

İnsan beyni geçmişte yaşanan mutsuzlukları, başarısızlıkları ve tehlikeleri daha çok hatırlama eğiliminde olur. Bunun sebebi de bizi tekrar aynı mutsuzluğu yaşamaktan korumaktır.

Diyelim ki ben 20 yaşımda bir iş kurdum ve iş hayatına atıldım. Ve kısa bir süre sonra başarısız oldum, iş yerimi kapattım. Para ve zaman kaybettim. Dolayısıyla da bu deneyimden mutsuz oldum. Aynı mutsuzluğu yaşamamam için beynim beni bu konuda hemen etiketler. Bana der ki “tekrar aynı şeyi deneme, tekrar denersen yine başarısız olacaksın, sen bu konuda başarısızsın”. Amacı beni aynı mutsuzluğu tekrar yaşamaktan korumaktır. Ve ben artık bu konuda kendimi etiketlerim, “ben iş hayatında başarısızım” ve bir daha denemeye korkarım.

Veya diyelim ki ben okul hayatımda bir kızdan çok hoşlandım. Bütün cesaretimi toplayıp kızın karşısına çıktım ve ilanı aşk ettim. Kız da beni reddetti. Her insan böyle bir durumda büyük bir kırılmışlık, incinmişlik ve mutsuzluk hissi yaşar. Beynimiz böyle büyük duygusal travmalarda hemen devreye girer ve beni aynı mutsuzluğu tekrar yaşamaktan korumak için etiketleyerek engellemeye çalışır. “Sen bu işi beceremiyorsun bu yüzden sakın bunu tekrar yapma” veya “sen yeterince yakışıklı değilsin o yüzden sakın bunu tekrar deneme” der. Ve ben bu konuda da kendimi negatif olarak etiketlerim. Bir daha denemeye cesaret bile edemem.

Bu özgüven eksiklikleri kişiye veya yaşadığımız deneyimin bizi ne kadar etkilediğine göre bir veya birkaç seferde oluşabilir.

Ama yaşadığımız dünyada başarmak istiyorsak amaçlarımızdan sadece bir, iki kere deneyip hemen vazgeçemeyiz. Başarılı olmak istiyorsak bazen bir kapıyı kırk kere, bazen de kırk kapıyı birer kere çalmak zorundayız, dolayısıyla da bu özgüven eksikliklerini mutlaka aşmak zorundayız.

Haksız yere edindiğimiz özgüven eksikliklerinin iki numaralı sebebi ise Bakış Açılarımızdır.

2- Bakış açısı farklılıkları.

Bazı insanlar aynı olayları ve durumları farklı yorumladıkları için farklı sonuçlara varırlar ve özgüvenlerini kolay kolay kaybetmezler.

Mesela benim yukarıda anlattığım durumumda bir başkası olsa ve olayı şu şekilde yorumlasa özgüvenini muhtemelen kaybetmeyecekti.

“Bu kız beni reddetti ama bu benim bu konuda başarısız olduğum veya çirkin olduğum anlamına gelmez. Belki ben o kızın tipi değilimdir. Belki de o sadece çok esmer ya da çok uzun erkeklerden hoşlanıyordur. Bunu bilemem. Belki şu anda gönlünde başka biri vardır ve bu yüzden bana hayır demiştir. Belki o da benden hoşlandığı halde muhafazakâr yaşam tarzı nedeniyle bana hayır demek zorunda kalmıştır. Belki de sadece çok utandığından dolayı bana evet diyememiştir. Şu anda bunlar gibi aklıma gelmeyen yüzlerce sebep olabilir. Gerçek sebebi asla bilemem. O bana bir sebep söylemiş de olabilir ama bunun gerçek olduğundan da asla emin olamam. Belki utandığından, sıkıldığından doğru sebebi söyleyememiş olabilir ya da söylemek istememiş de olabilir. Ama şu bir gerçek ki onun bana hayır demesi benim çirkin veya bu konuda başarısız olduğum anlamına gelmez.”

Ve bu kişi birebir aynı olayı yaşadığı halde bu bakış açısı sayesinde çok büyük ihtimalle kendini bu konuda negatif etiketlemez ve bir daha denemekten korkmaz. Özgüvenini kaybetmemiş olur.

Gördüğünüz gibi özgüven eksikleri aslında en çok bizim bakış açımızdan kaynaklanmaktadır. Bizim ürkek beyinlerimiz genelde tekrar aynı mutsuzluğu yaşamamamız için en kolay yolu seçer ve bizi hemen negatif bir şekilde etiketler. “Sen bu konuda başarısızsın, sen bu konuda yetersizsin, sakın bir daha deneme.”
Ve bir daha aynı eylemi yapmayı denemeyiz bile.

Teknik 1 : Bakış Açısını Genişletmek

Bir konudaki özgüvenimizi yeniden kazanabilmenin en hızlı ve etkili yolu o konuyu yeniden ve adilce, daha geniş açıdan yorumlamaktır.
“Evet, ben yeni başladığım o iş deneyiminde başarısız oldum ama bu benim ticaret hayatında beceriksiz olduğum anlamına gelmez. Belki de bu iş bana uygun değildi. Belki de zamanlama doğru değildi, belki piyasa henüz buna hazır değildi. Belki de hata bende değildi, belki de yanlış kişilerle yola çıktım. Belki sadece satmaya çalıştığım ürün başarısızdı, belki de yanlış bir semt ya da cadde seçtim” gibi daha geniş açılardan, konuyu enine boyuna her yönden görüp yorumlarsak kesinlikle özgüvemize çok büyük katkıları olacaktır ve doğrusu da budur.

Hani bazı insanlar vardır, başlarına ne gelirse gelsin asla özgüvenlerini ve umutlarını kaybetmezler, işte onlar böyle düşünen insanlardır.

Beyninizin kolay yolu seçmesine ve hemen sizi negatif etiketlemesine izin vermeyin. Meseleyi daha geniş açılardan düşünün. Aslında hiçbir şeyin düşündüğünüz gibi olmayabileceğini göreceksiniz.

Özgüven doğuştan gelmez, sonradan kazanılır:

Hiç kimse herhangi bir konuda özgüvenli olarak doğmamıştır, bunu sonradan kazanmıştır. Hayatında hiç golf oynamamış biri ben golfde çok başarılıyım veya başarısızım diyemez. Hayatında hiç bisiklete binmemiş biri ben çok iyi bisiklete binerim ya da binemem diyemez. İnsan bir konuda başarılı olup olmadığı kararını geçmişteki deneyimlerine, kıyaslamalarına ve diğer insanların onun hakkında yaptığı yorumlara göre verir.

Diğer insanların bizim hakkımızdaki görüşlerine gem vuramayız, kontrol edemeyiz, onlar o kişilerin şahsi görüşleridir. Hangi kriterlere göre karar verdiklerini veya iyi niyetli mi yoksa kötü niyetli mi olduklarını bilemeyiz. Ayrıca yaptıkları analizlerin doğru olup olmadığını da bilemeyiz. O yüzden özgüven konusunda başkalarının ne dediğine çok da fazla takılmamak gerekir. Özellikle de negatif görüşlere.

Güzellik görece olduğu gibi başarı da görecedir.
Okul hayatı boyunca çok iyi eğitim görmüş, hep özel okullarda, özel hocalardan dersler almış varlıklı bir ailenin çocuğu için Boğaziçi Üniversitesini kazanmak bile pek de büyük bir başarı sayılmazken çocukluğu ve gençliği boyunca sadece mahalli devlet okullarına gidebilmiş, hiç özel ders almamış fakir bir ailenin çocuğu için İstanbul’da herhangi bir üniversitenin herhangi bir bölümünü kazanmak bile büyük bir başarı sayılabilmektedir. Dolayısıyla başarı da görece bir kavramdır. Nereden geldiğinize, kim olduğunuza ve bu başarıyı hangi imkânlarla elde ettiğinize göre değişir. Peki sizce sizi bugüne kadar değerlendiren ve eleştiren insanlar sizi eleştirirken meseleyi bu kadar geniş açılardan düşünmüş müdür? Hiç sanmıyorum. Başarı görece bir kavramdır ve herkesin başarısı kendine göredir.

Teknik 2:
Pratik alanlarda kullanılabilecek etkili bir teknik: İmgeleme Tekniği

Bir de spesifik bir konu, belirgin bir eylem üzerine duyulan özgüven eksiklikleri vardır. Mesela diyelim ki siz topluluk önünde konuşmaktan veya yeni bir sosyal çevreye girdiğinizde insanlarla ilişki kurmaktan çok çekiniyorsunuz ve bunu bir türlü aşamıyorsunuz. Veya beğendiğiniz biri var ama onunla konuşmaya cesaret edemiyorsunuz. Kendinizi ifade edemeyeceğinizi ya da yanlış ifade edeceğinizi düşünüyorsunuz.

İnsan beyni gerçeği ve hayal ettiğini birbirinden ayırt edemez. Mesela şu anda gözlerinizi kapatıp sevgilinizin ya da çok hoşlandığınız birinin yanınızda olduğunu ve sizi öptüğü düşünürseniz kalbinizin ritmi hızlanır. Daha da derinlere inerek daha da fazlasını hayal etmeye başlarsanız kalbiniz daha da hızlanır. Aslında ortada ne sevgiliniz vardır ne da başka biri. Sadece hayal etmeniz bile beyninizin sanki o kişi yanınızdaymış ve düşündüğünüz eylemleri yapıyormuşsunuz gibi tepkiler vermesine sebep olur. Hormonlarınız bile harekete geçer. Bunun en uç örneği rüyalardır. Rüyada gördükleriniz de birer hayaldir ama o kadar etkilidirler ki bir insan rüyasında korkudan kalp krizi dahi geçirip ölebilir.

İşte biz şimdi bu gücü yani beynin gerçekle hayali ayırt edememesini kendi lehimize kullanacağız. Diyelim ki yarın işyerinizde 100 kişiye sunum yapmanız gerekiyor ama siz deli gibi korkuyorsunuz. Sunumda eliniz ayağınıza girecek, önce ağzınız kuruyacak ve diliniz tutulacak sonra da elleriniz titreyecek. Daha önceki benzer deneyimlerinizde bunu yaşamıştınız çünkü. Mevcut özgüven eksikliğinizin sebebi de bu zaten. Ya da daha önce hiç denemediğiniz için de korkuyor olabilirsiniz.

Bir gece önceden hatta mümkünse birkaç gün önceden şu egzersizi yapmanız size inanamayacağınız kadar büyük faydalar sağlayacaktır.

Gözlerinizi kapatın ve kendinizi o sunumu yaparken hayal edin. Siz sunumu yapıyorsunuz, 100 kişi de sizi izliyor. Gayet rahat olduğunuzu düşünün. Son derece başarılı bir şekilde sunumunuzu yapıyor işi bitiriyorsunuz. Sunum sona erdiğinde herkes sizi ayakta alkışlıyor. Sunumunuzu herkes çok beğeniyor. Siz çok mutlusunuz, çok başarılı bir sunum yaptınız ve sahneden gururla iniyorsunuz. Yüzünüz gülüyor ve kendinizi çok iyi hissediyorsunuz.

İşte hayalinizde o anı, o eylemi bol bol canlandırmanız gerekiyor. Harika ve başarılı bir sunum yaptığınızı.
Bu imgeleme tekniğini cesaret sorunu yaşadığınız her şey için kullanabilirsiniz. Yeni bir ortama girdiğinizde insanlarla nasıl kaynaştığınızı, nasıl konuştuğunuzu hayal edin, ya da o hoşlandığınız kişiyle gidip konuştuğunuzu hayal edin. Bu tekniği korktuğunuz her eyleme girişmeden önce ne kadar çok yaparsanız o kadar faydalıdır.

Bu tekniğin iki temel etkisi vardır ve bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Birincisi şudur: İnsan bir işten, mesela topluluk önünde konuşmaktan neden korkar? Ya daha önce denemiştir ve başarısız olmuştur ya da daha önce hiç denememiştir ve bu yüzden korkuyordur.
Bu teknik size, daha doğrusu bilinçaltınıza sanki daha önce bu eylemi yapmışsınız ve başarılı olmuşsunuz gibi pozitif deneyimler kazandırır. Hem de oturduğunuz yerden. Çünkü zihin, özellikle de bilinçaltınız gerçekle hayal edileni birbirinden ayırt edemez.

Her türlü korkunuzu bu imgeleme tekniğiyle büyük ölçüde yenebilirsiniz. Bilinçaltınız zamanla sizin ürettiğiniz bu sanal deneyimleri kabul eder, bunlara inanmaya başlar. Eğer varsa eski başarısız deneyimleriz gitgide silikleşir ve zihninizde oluşturduğunuz yeni başarılı canlandırmalar onların yerini alır.
Eğer daha önce hiç yapmadığınız bir deneyimi hayalinizde canlandırırsanız bilinçaltınız sanki bu eylemi daha önce defalarca yapmış ve başarılı olmuş gibi hissedecek ve ciddi ölçüde rahatlayacaktır.
Tabii ki beyninizde canlandırğınız hiçbir deneyim gerçekten onu daha önce yapmışsınız ve başarılı olmuşsunuz kadar özgüven vermez ama yine de imgeleme tekniği hiç denememiş veya hiç başarmamış olmaktan on kat, yüz kat, bin kat daha iyidir. Mutlaka deneyin ve görün.

Buradaki püf noktası üstünkörü düşünüp geçmeden, gerçekten hissederek ve ayrıntılı bir şekilde imgelemek, hayal etmektir. O anı ne kadar ayrıntılı hayal eder, ne kadar gerçekçi hissederseniz bilinçaltınızda doğru yere o kadar hızlı bir şekilde gidecek ve yerleşecektir.

Hani bir laf vardır ya Türkçemizde, bakmakla öğrenilseydi öküzler makinist olurdu diye, bence Türkçe’deki en yanlış deyimlerden biridir. Çünkü bakmakla öğrenilir, evet bakmakla gerçekten de öğrenilir.
Annenizi bir yemeği yaparken 5 kez seyredin ama sadece öylece durun ve seyredin. Emin olun bir sonraki seferde aynı yemeği çok daha iyi yapacaksınız. Hayatı boyunca hiç futbol maçı seyretmemiş iki insan bulun. Birine 3-5 tane maç izlettirin, diğerine hiçbir şey izlettirmeyin. Sonra bunları sahaya çıkarın ve birbiriyle maç yaptırın. Arada muazzam bir fark olduğunu göreceksiniz.

Ben çocukken atari salonları vardı. Jeton alır öyle oynardık ama o zamanlar çocuktuk, fazla paramız da yoktu. Günde en fazla bir iki jeton alabilirdim. Salona yeni bir oyun geldiği zaman bazen günlerce yan taraftan seyrederdim. Hiç oynamadan, hiç jeton harcamadan sabahtan akşama kadar öylece kenardan seyrederdim. Ve birkaç gün sonra o çok değerli tek jetonumu makinaya atar oyunun başına geçer ve en son bölümlere kadar giderdim. Çünkü sadece bakarak bile çok şey öğrenmiş olurdum.

Aslında beynimizle hayal ederek yani imgeleyerek yaptığımız da aynen budur. Hayal ettiğiniz şeyi defalarca tekrar etmiş gibi olursunuz. Ve defalarca başarıyla sonuçlandırdığınız bir işten artık korkmazsınız, o işi artık eskisine göre çok daha iyi yapabilirsiniz. Çünkü kenardan çok seyretmişsinizdir. Her seyrettiğinizde biraz daha alışır biraz daha öğrenirsiniz. Yeter ki zihninizde bol bol ve hissederek tekrarlayın.

Şimdilik Facebook’tan yazabileceklerim bu kadar, daha da fazlasını yazarsam kimse okumayacak çünkü, biliyorum 🙂

Çok yakın bir zamanda çıkacak yeni kitabımda bu ve bunlar gibi birçok tekniği çok daha ayrıntılı ve geniş olarak bulabileceksiniz.

Şimdilik hoşça kalın, bir sonraki yazımda veya belki de kitabımda görüşmek üzere, sevgiler, saygılar…

(Onur Tuna Facebook Sayfasından Alıntıdır)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir